|
Antalya
sahip olduğu arkeolojik ve doğal güzellikler sayesinde "Türk
Rivierası" adını almıştır. Deniz, güneş, tarih ve
doğanın sihirli bir uyum içinde bütünleştiği Antalya,
Akdeniz'in en güzel ve temiz kıyılarına sahiptir. 630
km. uzunluğundaki Antalya kıyıları boyunca, antik
kentler, antik limanlar, anıt mezarlar, dantel gibi
koylar, kumsallar, yemyeşil ormanlar ve akarsular yer
alır.
Palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül
sahibi marinası, geleneksel mimarisi ile şirin bir köşe
oluşturan Kaleiçi ve modern mekanları ile Türkiye'nin en
önemli Turizm Merkezi olan Antalya, Aspendos Opera ve
Bale Festivali, Uluslararası Plaj Voleybolu, Triathlon ,
Golf Müsabakaları, Okçuluk, Tenis, Kayak yarışmaları vb.
etkinliklere, 1995 yılında açılan Antalya Kültür Merkezi
ile de plastik sanatlar, müzik, tiyatro, sergi gibi
birçok kültürel ve sanatsal etkinliğe ev sahipliği
yapmaktadır.
PERGE
Antalya'nın 18 km. doğusunda Düden ve Aksu akarsuları
arasında kurulmuştur. Antalya'dan Alanya yönüne giden
yolda Aksu'dan kuzeye dönülür ve 2 km. sonra Perge'ye
ulaşılır. Deniz kıyısında bulunmadığı için Korsanların
baskı ve yağmalarından uzak kalmıştır. Bu nedenle
gelişme sürecinde duraklamalar görülmez. Kuruluşu İ.Ö.
1200 yılındadır. İ.S. 334 yılında Side gibi Perge de
Büyük İskender ile antlaşma yapmıştır. Böylece kent
savaşmamış, yakılıp yıkılmamıştır. Helen, Roma ve Bizans
dönemini yaşamıştır. 15000 kişilik tiyatrosu İ.S II.
yüzyılda yapılmıştır. Tiyatronun hemen yakınındaki
stadyum 12000 izleyici alır. Ege bölgesinde
Aphrodisias'taki hariç tutulacak olursa en iyi korunmuş
Stadyumdur. Stadyumun oturma yerlerinin altında dışa
açılan ve dükkan olarak kullanıldığı sanılan 30 adet oda
vardır. Son yıllarda yapılan kazılarda çok sayıda heykel
ve sanat eseri bulunmuştur. Kapıları, Agorası,
Nymphaeumu, Sütunlu caddeleri, Mezarlığı, Bazilikası ve
Akropolu Perge'nin görülmeye değer yerlerinden
bazılarıdır.
ASPENDOS
Side'ye 38 km mesafede 2. Yüzyılda inşa edilen Aspendos
Tiyatrosu 17.000 kişilik olup, günümüzde ayakta kalmış
ve en iyi korunmuş anfi tiyatrodur. Yörede yaşayan Xenon
adlı bir gencin yarattığı mükemmel akustiğin sırrı hala
çözünlenememiştir. 13. yüzyılda Selçuklar yapıyı
kervansaray olarak kullanmış ve tipik Selçuklu mimarisi
tarzında bir kemerle yapının kuzey tarafını
sağlamlaştırmışlardır.
Antalya-Alanya karayolunda Serik'i geçtikten sonra
kuzeye dönülerek 4 km.'lik Aspendos yoluna girilir.
Geçmisi I.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır. I.S. II.yüzyılda
yapılan Aspendos tiyatrosu Selçuklu'lar devrinde
kervansaray olarak kullanılmıs ve zaman zaman
onarılmıstır. Sahnesi ile birliktegünümüze degin en iyi
sekilde korunabilmis nadir tiyatrolardandır. Günümüzde
çesitli konser, şenlik, festival ve yaglı güreşlerde
kullanılmaktadir. Aspendos'da diğer
yapıların yanı sıra Agora, Bazilika, Nymphaeum ve 15 km.
uzunlugunda kemerli su yolları görülmeğe değer
yapılardır.
OLIMPOS
Antalya'nın batısında Kemer ile Adrasan arasındadır.
Antalya-Finike yolundan Olympos'a gitmek için
Ulupınar'dan harabe levhasının olduğu yola sapmak
gerekir. Dar fakat nefis güzellikteki yol bizi
Olympos'un sahiline kadar indirir. Harabeye ulaşmak için
çayı geçip geniş kumsalda biraz yürüdükten sonra
Olympos'un içinden geçen çay kenarına ulaşılır. Çay'ın
yanından giden patika yol bizi harabenin içine
götürecektir.
Çıralı, Olympos antik kentinin yanındaki köyün adıdır.
Olympos İ.Ö. II.yüzyılda kurulmuş bir liman kentidir.
İ.S. XV.yüzyıla kadar varlığını korumuştur. Ünlü
Bellerophontes efsanesi burada geçmiştir. Antik kent
eşsiz güzellikteki bir vadinin iki yakasındadır. Vadi ve
kentin denize ulaştığı yerde kumsal çok güzel bir plaj
oluşturur. Olympos'dan yaya olarak bir saatte
ulaşılabilen Çıralı ilginç bir doğa harikasıdır. Yerli
halkın "Yanar" dedikleri bu dağda, doğal gaz
sızıntısının oluşturduğu ve binlerce yıldır hiç sönmeden
yanan alevler yükselir gökyüzüne. Buraya ilk kez
gelenlerin Çıralı Köyü'nden bir rehberle birlikte
Yanar'a gitmelerini öneririz.
PHASELIS
Antalya-Kumluca karayolunun 57.km.'sinden güneye
dönüldüğünde yaklaşık 1 km. sonra Phaselis'e ulaşılır.
Kent İ.Ö. VII. yüzyılda Rodos'lular tarafından
kurulmuştur. Uzun yıllar Likya'nın doğu kıyısının en
önemli liman özelliğini korumuştur. Phaselis'in üç
limanı vardır; Kuzey Limanı, Savaş Limanı veya Korunmuş
Liman ve Güneş Limanı. Bunlardan en önemlisi
güneydekidir. Kentin ortasında 20-24 metre genişliğinde
muhteşem bir cadde vardır. Bu caddenin güney ucunda
Hadrian Kapısı bulunur. Caddenin iki yanında gezinti
yolları ve dükkanlar vardır. Bunların da yakınında
Hamamlar, Agora ve Tiyatro gibi kamu yapıları bulunur.
Bu yapıların tarihinin İ.Ö. I. ve II. yüzyıla kadar
uzandığı ileri sürülmektedir. Kent merkezi ile 70 m.
yükseklikteki plato üzerine kurulmuş olan yerleşim yeri
arasında su kanalları vardır.
TERMESSOS
Antalya çevresindeki antik kentlerin en
ilginçlerindendir. Toros Dağları üzerinde 1050 m.
yükseklikte kurulmuş bir Pisidya kentidir. Termessos
Ulusal Parkı içinde bulunması ve koruma altında tutulan
çok sayıda bitki ve hayvan türü ile birarada bulunup
eşine az rastlanır bir sentez oluşturması ayrı bir
özelliğidir Termessos'un. Antalya-Burdur karayolunun 11.
km.'sinden Korkuteli yönüne dönüldüğünde 14 km. sonra
Termessos işaret levhası görülür. Buradan Termessos'un
uzaklığı 9 km.'dir. Termessos'u gezmek için biraz zaman
ve biraz da yürümeyi sevmek gereklidir. Çünkü kent
tamamen dağlık ve engebeli bir alanda kuruludur.
Termessos insanlarına Solym'ler denilmektedir. Solym'ler
diğer antik kentlerdekinin aksine denizden gelen
kavimler değildirler. Tamamen Anadolu kökenlidirler.
Termessos'un bilinen tarihi Büyük İskender'in İ.Ö. 333
yılında Termessos'u kuşatmasıyla başlar. İskender, şahin
yuvasına benzettiği bu kenti alamamıştır. Termessos İ.S.
V. yüzyıla kadar varlığını sürdürebilmiştir. Kent
Surları, Hadrian Kapısı, Su Sarnıçları, Tiyatrosu,
Gymnasiumu, Agorası, Odeionu ve Hereonu kentin önemli
yapıtlarından bazılarıdır. Geniş bir alana yayılmış
mezarlığı, Alketas, Agatemeros ve Arslanlı Mezar gibi
anıt mezarlar herkesin hayranlığını toplamaktadır.
SİDE
Antalya-Manavgat karayolunda, Manavgat'a 2 km. kala
güneye dönülerek Side'ye ulaşılır. Side'nin kuruluş
tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Side adı Anadolu
dilinde "Nar" anlamına gelmektedir. Bu özellik ve
bölgede bulunan bazı yazıtlardan elde edilen bilgiler,
Side tarihinin Hitit'lere kadar uzandığını
göstermektedir. Kent bir yarımada üzerine kurulmuştur.
Kara ve deniz surları ile korunan Side, Helen ve Roma
devirlerini yaşamıştır. Surları ve giriş kapısı dikkati
en önce çeken yapılarıdır. Toros Dağları'nın
eteklerinden ve çevreden kente su getiren çok sayıda
suyolu kalıntısı görülür. Eski bir hamam restore
edilerek müze haline getirilmiştir. Bu müzede Side'de
bulunan eserler sergilenmektedir. Side'nin en önemli
yapısı 15.000 izleyici alabilen tiyatrosudur. Roma eseri
olan tiyatronun bölgedeki diğer antik tiyatrolardan
farkı, oturma yerlerinin eğimli bir arazi üzerine
kurulmamış olmasıdır. Tiyatro iki katlı ve 20 m.
yükseklikte kemerli bir yapı üzerine oturtulmuştur.
Orkestra ve sahne kısımları yıkıntı halindedir.
Tiyatronun altında yağmur sularının aktığı kanallar
vardır. Sütunlu Yol, Zafer Takı, Liman, Hamamlar,
Tapınaklar, Çeşmeler, Su Sarnıçları, Su Yolları ve Agora
gibi yapılarıyla gezilip görülmeye değer bir yerdir
Side.
KEKOVA
Antik şehirleri Simena ve Teimiussa ile uzun ve dar olan
Kekova adası; antik olmasına rağmen, hala gemiler için
iyi korunmuş bir liman olan bir koyun önünde uzanır.
İçinde Teimiussa'nın antik kalıntılarını barındıran,
balıkçı köyü Üçağız, koyun iç tarafındadır. Teimiussa
ismini, Yunanca "üç ağız" anlamına gelen "eristomo"
sözcüğünden almıştır. Bu isim coğrafi konumundan
kaynaklanmaktadır. Bu üç ağızı, adanın doğusunda ve
batısında bulunan kanal şelindeki iki giriş oluşturur.
Simena'nın antik yerleşmesi doğu girişine hakim bir
manzara ile Kale Köyü'nün civarında uzanır. Koyda, deniz
seviyesine kadar yuvarlanan taşlar, bir takım küçük
adalar oluşturmuştur. Eski çağlarda, kayalardan yontulan
büyük taş bloklar inşaat amacıyla kullanılmıştır.
MYRA
Finike ile Kaş arasında, Finike'ye 25, Kaş'a 48 km.
uzaklıktadır. Eski çağ Likya'sının en önemli 5 kentinden
birisi olup kuruluşu İ.Ö. V. yüzyıla kadar uzanır.
Eskiden bir kıyı kenti iken Demre çayının getirdiği
alüvyonlarla günümüzde denizden içeride kalmıştır. İ.S.
IX. yüzyılda Arap akınları sonucu terk edilmiştir. Kaya
Mezarları, Tiyatro ve St.Nicholas Kilisesi varlığını
günümüze değin sürdürebilmiş yapılardan bazılarıdır.
İ.S. 245 yılında Fethiye yakınlarında Patara kentinde
doğan St.Nicholas (Aziz Nikola, Santa Claus, Heilige
Nikolaus, Noel Baba) ölümü olan İ.S. 326 yılına değin
Anadolu'da yaşamış bir azizdir.
Varlıklı bir ailenin çocuğu olarak iyi bir eğitim görmüş
ve kendini insanlara adamıştır. Yaptığı yardımlarla
çevresinde sevgi bağı oluşturan St.Nicholas,
denizcilerin ve çocukların koruyucusu olarak Noel Baba
adı ile bu güne değin yaşatılarak efsaneleştirilmiştir.
XANTHOS
Dağlık Likya eyaletinin en eski ve en büyük kentidir.
Xanthos ırmağının vadisinde kuruludur. Pers istilasına
değin bağımsız yaşamıştır. Pers istilasında kentlerini
kahramanca savunan Xanthos'lular, istilayı
önleyemeyeceklerini anlayınca önce tüm kadın ve
çocuklarını öldürmüşler, sonrada kenti ateşe vererek ve
bu alevlerin içine kendilerini atarak topluca intihar
etmişlerdir. Bu kıyımdan kurtulan 80 aile ve başka
yerlerden gelen göçmenlerce kent yeniden kurulmuştur.
Fakat 100 yıl kadar sonra çıkan bir yangınla Xanthos
tekrar harabolmuştur. Buna rağmen yeni baştan kurulan
kent batı dünyası ile kurduğu iyi ilişkiler sonucu uzun
süre önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmüştür. Bu
durum da kötü bir sona ulaşmıştır. İ.Ö. 429 yılında
Atina'lıların vergi istemelerine karşı çıkan
Xanthos'lular kentlerinin tamamen harabolmasına neden
olacak bir savaşın içine sürüklenmişlerdir. Xanthos
kelimenin tam anlamıyla bir felaketler kentidir. Kent
esas olarak Likya Akropolu, Roma Akropolu ve bunların
dışında kalan kısımlardan oluşmaktadır. En ilginç
yapıları Roma Tiyatrosu ve bu tiyatronun batı
kıyısındaki yapılardır. Bunlardan en kuzeydeki "Harpy
Monument" olarak tanımlanmakta olup tek parça bir kaya
üzerine oturtulmuş bir aile mezarıdır. İlginç
kabartmaları olan bu mezarın aslı British Museum'dadır.
Orijinal yerinde aslına uygun bir taklit bulunur. Bu
yapının yanında İ.Ö. VI. ve I. yüzyıllardan kalma iki
ilginç Likya mezarı dikkati çeker.
PATARA
Kalkan-Fethiye karayolunda, Kalkan'dan yaklaşık 10 km.
sonra güneye dönülür ve 10 Km.'lik Patara yoluna
girilir. Akropol'de bulunan boyalı seramikler kentin
İ.Ö. V. yüzyılda var olduğunu kanıtlamaktadır. Patara,
Büyük İskender'e kapılarını açmış ve bu olaydan sonra
önemli bir liman kenti özelliğini kazanmıştır. Kent
ayrıca St. Nicholas'ın doğum yeri olduğu için de
önemlidir. Patara'ya İ.S. 100 yılında yapıldığı sanılan
üç gözlü bir kapıdan girilir. En önemli yapılarından
birisi kumlar altında kalmış tiyatrosudur.
KAŞ
Antiphellos bugünkü Kaş ilçesinde kurulmuş Likyalı'
lardan kalma bir kıyı kentidir. "Phellos" Grek dilinde
"Taşlı Yer" anlamına gelmektedir. Gerçekten de bu isim
Kaş'a çok uymaktadır. Antik kentin iyi korunmuş anıt
mezarı ve tiyatrosu görülmeye değer yapılarıdır.
Simena'ya Üçağız'dan deniz yolu ile ulaşılır. Kale,
tarih, deniz ve güneşin, kelimenin tam anlamıyla
birbirine karıştığı ve kaynaştığı bir güzelliğe
sahiptir. Burada masmavi ve pırıl pırıl Akdeniz
sularının altında yatan binlerce yıl öncesinin uygarlık
izleri insanı büyüler. Kale'nin tarihi, Likya devrine
kadar bilinmektedir. Burada Likya, Roma ve daha sonraki
zamanlara ait yapılar içiçedir. Kayaların oyulmasıyla
oluşturulan tiyatrosu Likya'nın en küçük tiyatrolarından
biridir. Surların Roma devrinde yapıldığı ve daha
sonraki devirlerde yapıma devam edildiği sanılmaktadır.
ALARAHAN
Alarahan, Pamfilya Bölgesi olarak anılan Antalya ilinin
Alanya ilçesi Okurcalar Beldesi Çakallar Köyü sınırları
içindedir. Alanya'dan (Antalya'ya doğru) 30 km. mesafede
Alarahan sapağı vardır. Bu sapaktan 9 km. denizden içeri
doğru orman ve küçük yerleşim alanları içinde seyahat
ederek, bölgeye adını veren "Tarihi Alarahan'a"
ulaşabilirsiniz.
Türkiye'deki sayılı "işlev kazandırılmış tarihi
mekanlardan" olan Alarahan, doğal çevresindeki Alara
Kalesi ve Alara Çayıyla bütünleşerek benzersiz bir
"Tarih ve Doğa Müzesi"oluşturur.
Tarihi İpekyolu üzerindeki Alarahan M.S.1231'de,
Selçuklu Sultanlarından I. Alaaddin Keykubat tarafından
yaptırılmıştır. Han, Sultan'ın konaklamasına uygun
yaşama alanları içerdiği, mimarisi ve işlevsel mekanları
ile Anadolu Hanları arasında en gelişmiş örnek olarak
kabul edilmektedir.
Han, yüzyıllar önce Anadolu'da yaşamış Selçuklu
Türkleri'nin yaşam biçimini izleyebileceğiniz,
ziyaretçilere kültürel ögelerimizi tanıtmayı ve
yaşatmayı amaçlayan
bölgedeki tek turistik mekandır.
2 yıl öncesine kadar harabe durumda bulunan 770 yıllık
tarihi Alarahan 1998-2000 yılları arasında orjinaline
tamamen sadık kalınarak yürütülmüş özel bir restorasyon
çalışmasıyla "yaşayan ve geçmişte olduğu gibi hizmet
veren bir mekan" haline getirilmiştir.
|